One day, Nasreddin Hodja was with his wife and children at home, sitting and talking about the future. The Hodja turned to his family and said, "If God wills and I can get my hands on a dinar, I'll buy a carriage for my donkey so we can be free from walking." His son excitedly jumped into the conversation and said, "Father dear, if you buy the carriage, I'll sit in the front, right next to you!" His daughter protested. "No, the front seat is my mother's right!" The Hodja's wife frowned and said, "I won't sit next to your father. That spot behind the driver is better for me. I'll sit in the front!" "I won't sit in the front!" In short, over seating arrangements in a carriage that hadn't even been bought yet, a quarrel and argument broke out in the house. Nasreddin Hodja, who was thoroughly annoyed by all the noise, suddenly lost his temper and shouted. "Quiet! All of you, get out of the carriage! I'll drive my donkey alone!"
روزی ملا نصرالدین با زن و فرزندان در خانه نشسته بود و از روزگار آینده حرف میزد. ملا رو به خانواده کرد و گفت اگر خدا بخواهد و دیناری دست و پا کنم، کالسکه ای برای خرم میخرم تا از پیادهروی راحت شویم. پسرش با خوشحالی پرید میانِ حرف و گفت پدرجان، اگه کالسکه خریدی، من اون جلو پیش روی خودت مینشینم. دخترش اعتراض کرد. خیر، صندلی جلو حق مادرم است. زن ملا رو ترش کرد و گفت من پهلوی پدرتان نمینشینم. همون جای پشت سر کالسکه چی برای من بهتر است. من جلو مینشینم. من جلو نمینشینم. خلاصه بر سر جای نشستن در کالسکه ای که هنوز خریده نشده بود، در خانه دعوا و مرافعه ای برپا شد. ملا نصرالدین که از این سر و صداها حسابی کلافه شده بود، ناگهان از کوره در رفت و فریاد زد. ساکت شوید، اصلاً همهتان از کالسکه پیاده شوید. خودم به تنهایی خرم را میرانم.
Bir gün Nasreddin Hoca, karısı ve çocuklarıyla evde oturmuş, gelecekten bahsediyordu. Hoca, ailesine döndü ve dedi ki: "Eğer Allah izin verirse ve bir dinar kazanabilirsem, eşeğim için bir at arabası alacağım ki yürümekten kurtulalım." Oğlu sevinçle atılarak sözünü kesti ve dedi ki: "Babacığım, eğer at arabası alırsan, ben o önde, senin önünde oturacağım!" Kızı itiraz etti. "Hayır, ön koltuk annemin hakkı." Hoca'nın karısı yüzünü ekşitti ve dedi ki: "Ben babanızın yanında oturmam. Arabacının arkasındaki yer benim için daha iyi." "Ben öne oturacağım!" "Ben öne oturmayacağım!" Kısacası, daha alınmamış bir at arabasında oturma yeri yüzünden evde bir kavga ve tartışma çıktı. Nasreddin Hoca, bu gürültüden iyice bunalmış, birden küplere bindi ve bağırdı: "Susun! Hepiniz at arabasından inin! Eşeğimi kendim tek başıma süreceğim!"
كان جحا ذات يوم مع زوجته وأولاده في بيته يتحدث عن أيام المستقبل. التفت جحا إلى عائلته وقال: "إن شاء الله لو أدبرت دينارًا، سأشتري حنطورًا لحماري لكي نرتاح من المشي." قفز ابنه بسعادة قاطعًا كلامه وقال: "يا أبي، إذا اشتريت الحنطور، سأجلس أنا في المقدمة أمامك مباشرة." احتجت ابنته وقالت: "لا، المقعد الأمامي هو حق أمي." عبّست زوجة جحا وقالت: "أنا لن أجلس بجانب أبيكم. ذلك المكان خلف السائق أفضل لي." "سأجلس أنا في الأمام!" "وأنا لن أجلس في الأمام!" باختصار، حول مكان الجلوس في حنطور لم يشترَ بعد، اندلعت مشاجرة وخلاف في المنزل. كان جحا قد ضاق ذرعًا من هذه الضوضاء، ففقد أعصابه فجأة وصاح: "اخرسوا! في الحقيقة، كلكم انزلوا من الحنطور! سأقود حماري وحدي!"